Bir en sıradışı bir gün

Size 5 sıradan yöntem önereceğim ve bunu çevremden aldığım kesitler ile yapacağım. Hayatınız sıradan bir dizi yoldan geçer. Hayatı sıradışı yapan kendiniz-sinizdir. Hayat; özellikle bundan ibarettir. Bu 5 hayat dersi umarım hayata bakışınıza farklı bir perspektif katar. Kandil’de sıradışı bir gün. 26 Nisan 2013 “Telefon kullanımına izin yok.” Bir PKK komutanı, örgütün liderlerinden Murat Karayılan’ın basın toplantısı için bekleyen yüzden ... Bu amfibi türlerinde döllenmeiç. Sudaki ortam, domates kurbağası tarafından atılan havyar için ideal bir yerdir. Bu hayvanın tanımı etkileyici bir rakam eklemeye değer - debriyajda bir buçuk bine kadar yumurta olabilir. Bir buçuk gün boyunca kurbağa yavruları döllenmiş yumurtalardan çıkıncaya kadar su sütununda yüzerler. Sağlıklı bir küstüm gün doğumunda yapraklarını açar ve gün batımıyla yapraklarındaki suyun çekilmesiyle kapanır. Biraz narin olan küstüm her türlü toprakta yetişiyor. Rafflesia: Dünya’nın en büyük çiçeğine sahip olan Rafflesia isimli bitki Endonezya, Sumatra, Borneo Adaları ve Tayland’da yetişir. Görsel Sanatçı (Ayanî) Katie Lewis iğne, kalem ve iplik kullanarak ortaya sıradışı bir eser çıkarmış. Üstelik muhteşem görsel bir şölen sunmakta… Katie Lewis: 201 Gün, iğne ... İçerde 5. Ayım dolmuştu. Bir gün, yatağımda oturmuş cüzümü okuyordum ki mazgal açıldı ve ismim okundu. Hayırdır, diyerek memurun yanına gittim. Tahliyesin, dedi. Çabuk eşyalarını toparla, 5 dakikaya hazır ol. Duyduklarıma inanmadım. O heyecanla öyle bir bağırmışım ki, bütün koğuş başıma toplandı. Bu sıradışı öğretmen alışageldiğimiz okullarımızda bulunabilecek türden değil. Özverili, merak etmeye inatla teşvik eden, sürükleyici, duyarlı, hatta ve en ilginci: Her şeye rağmen insancıl. Bir gazetenin ilanlar sayfasında aşağıdaki gibi bir duyuruyla karşılaşsaydık ne yapardık bir düşünün. Dünyanın En Sıradışı Ev Hayvanı ... Hergunyenibirbilgi.com '365 gün, Her gün yeni bir bilgi' sloganıyla 2013 yılında yayın hayatına başlayan Hergunyenibirbilgi.com, bilim ve teknoloji konuları başta olmak üzere bir çok farklı alanda özgün içeriğe sahiptir. Bu noktada asıl amacımız; kaliteli Türkçe içerik ... Dünyanın en gizemli adalarından Paskalya Adası’nda dev heykellerinin gizemine tanıklık edeceğimiz, dünyanın en büyük tuz gölü Uyuni’de sonsuz bir manzarayla buluşacağımız ve dünyanın en kurak sıcak çölü olarak bilinen Atacama Çölü’nde Ay Vadisi’nin gün batımına şahit olacağımız bir program sizleri bekliyor. Sıradışı Bir Coğrafya: Kenya’da Safari. ... Kenya, Afrika‘daki doğal yaşamın izlenebileceği en popüler bölgelerin başında. Bir çoğumuz National Geographic belgesellerinde zebra peşinde koşan bir aslanı ya da ağaç dalına uzanan bir leoparı izlerken gerçekten orada olmayı, hatta fotoğraflamayı hayal etmişizdir ...

Eşsiz Güzellikleri İle Gitmek İçin Gün Sayacağınız 2020 Tatil Rotaları

2020.05.09 20:48 NeGibiCom Eşsiz Güzellikleri İle Gitmek İçin Gün Sayacağınız 2020 Tatil Rotaları

Her yıl iple çektiğiniz yaz tatili planınızı henüz yapmadıysanız, endişelenmeyin. Sizler için koronavirüs salgın bittikten sonra gidebileceğiniz, stresten uzak, doğal güzellikleri ile kendine hayran bırakacak olan, dünyanın dört bir yanındaki tatil rotalarını hazırladık.
📷
Eşsiz Güzellikleri İle Gitmek İçin Gün Sayacağınız 2020 Tatil Rotaları
1-AKYAKA-MUĞLA
Akyaka, Muğla’nın Ula ilçesine bağlı saklı bir cennet. Ege turu yapmak isteyenlerin uğramadan geçmediği Akyaka, Marmaris ve Muğla arasında kalan eski bir balıkçı kasabası. Gökova körfezinin masmavi koyları arasında bulunan akyaka’da “eğer soğuk su beni etkilemez” diyorsanız kendinizi Azmak nehrinin soğuk sularına bırakabilirsiniz. Akyaka Halk Plajı, Çınar ve Akbük plajlarına giderek, denizin ve güneşin tadını çıkarabilir, Akçapınar Köyü Plajı’nda uçurtma sörfü yapabilirsiniz.
📷
2- ERİKLİ-EDİRNE
Akvaryum olarak da bilinen Saros Körfezi’nin incisi Erikli. İstanbul’a 250 kilometre uzaklıkta olan bu yer, yollarda vakit harcamak istemeyenler için masmavi ve tertemiz deniziyle insanı kendine hayran bırakıyor. Trakya’nın Bodrum’u olarak anılan doğal güzellik bünyesinde Türkiye’nin en geniş plajlarından birine ev sahipliği yapar. Erikli’de konaklamak için, ev kiralabilir, pansiyonda kalabilir ya da çadırınızı yanınızda getirip kamp yapabilirsiniz. Akşamları yakamoz eşliğinde yürüyüş yapabilir ya da arkadaşlarınızla müzik eşliğinde hoş sohbetler edebilirsiniz.
📷
3- ILICA-İZMİR
Ilıca, Ege’nin göz bebeği güzel İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı, plajı ve bakir doğası, altın sarısı kumu, berrak denizi ve denizi besleyen sıcak su kaynakları ile görülmeye değer bir sahil kasabası. Sakin ve huzurlu bir tatil arayışı içerisindeyseniz burası tam size göre bir yer. İzmir’in güzel plajları arasında yer alan Ilıca, uzun bir plaj konumuna sahip ve sığ suları nedeniyle yüzme bilmeyenlerin tercih ettiği uğrak noktalardan biri haline gelmiştir. Çeşme’ye gelen misafirlerin uğrak noktalarından biri haline dönüşen bu yerde denizin ve tatilin tadını çıkarabilirsiniz.
📷
4- ERİKLİ YAYLASI-YALOVA
Erikli Yaylası, Yalova’nın Çınarcık ilçesine bağlı tam bir doğa harikası. Ormanda güzel bir köy kahvaltısı yapabilir ya da yürüyüşe çıkarak birbirinden güzel iki şelaleyi görebilirsiniz. Soğuk su da serinlemek isteyenler için harika bir kaçış noktası olan bu yerde, özlediğiniz kamp hayatını yaşayabilir ya da ailenizle hafta sonu gelip piknik yaparak keyifli vakit geçirebilirsiniz.
📷
5- NARLIKUYU-MERSİN
Mersin’in sahil şeridin de yer alan Narlıkuyu’nun tarihi, Roma İmparatorluğuna kadar uzanmaktadır. Özellikle sıcak yaz aylarında tatlı ve serin (15-16 derece) su sıcaklığına sahip olması nedeniyle Mersin ve Güneydoğu illerinden gelen tatilcilerin akınına uğruyor. Sıra sıra dizili balıkçı lokantalarıyla meşhur bu şirin koy’da, masanıza ikram olarak gelen kayalar da yetişen yöreye özgü kaya koruğu turşusunu ve bol sarımsaklı salatayla sakin bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Ayrıca Narlıkuyu’ya gelmişken 2 km uzaklıkta bulunan Cennet Cehennem Obrukları ve Astım Mağarası’nada turistik bir gezi yapabilirsiniz.
📷
6-BÖRDÜBET KOYU- MARMARİS
İngilizlerin “Bird the bed” olarak adlandırdıkları Bördübet Koyu, Marmaris’in en güzel koylarından biri olarak tatilcilerin ilgisini çekiyor. Öyle bir yer düşünün ki ormanın içinde konumlandırılmış otelleri, eşsiz doğa manzarası, yemyeşil koyu ile aklınıza gelebilecek en güzel tatil cennetlerin biri. Ayrıca, bu koy özel koruma alanı olmasından dolayı günü birlik ziyaretçilerin uğrak noktasından biri olmaktadır.
Koy, otellerin dışında bungalov ve çadır konaklama alternatifleriyle de gelen misafirlerini ağırlamaktadır. Bördübet’i diğer koylardan ayıran en önemli özellik ise 600 metre uzunluğunda ve 1 km’lik plaja açılan bir derenin bulunmasıdır. Tatiliniz boyunca şişme botla ve kanoyla dolaşabilir, ormanda yürüyüş yapabilir, balık avlayabilir hatta çevre koyları bile ziyaret edebilirsiniz.
📷
7-VALLA KANYONU- KASTAMONU
Kanyon görmek için Arizona’ya gitmenize gerek yok, Dünya’nın en büyük ikinci Kanyonu Kastamonu’da bulunuyor. Küre Dağları dağlarının binlerce yıllık bir süreç sonucunda oluşturduğu kanyonun uzunluğu yaklaşık 12 km. Valla Kanyonu’nda özellikle rafting, fotoğraf ve manzara tutkunlarının için kurula parkurlar yer almaktadır. Aracınızla Muratbaşı Köyü, Valla mahallesine ulaştıktan sonra yaklaşık 1,5 km’lik doğa ile iç içe yemyeşil patika yolunu takip ederek seyir tepesine ulaşabilir ve Küre Dağlarının muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.
📷
8-KELEBEKLER VADİSİ-FETHİYE
Fethiye denilince akla gelen ilk yerlerden biri olan Kelebekler Vadisi, yeşil ve mavinin buluştuğu, doğanın kucağına kendinizi atacağınız, tatil listenizde mutlaka olması gereken bir yer. Sert ve uzun kayalıkların arkasından göz kırpan masmavi deniziyle kendinizi sakin ve temiz sulara bırakabilir, vadi’nin iç taraflarına doğru bir yolculuk yaparak burada bulunan kelebekleri görebilirsiniz. Bu eşsiz doğa manzarasına karşı vadi de bir kamp işletmesi de bulunuyor. Bu kamp alanlarında çadırlarda kalabilir, kendi çadırınızı getirebilir ya da bungalov evleri tercih edebilirsiniz. Macera severler için trekking ve tırmanış alanlarının bulunduğu vadi de iç kısımlara doğru ilerleyerek patika yolu 900 metre takip ettikten sonra 100 metrelik yamaç tırmanışı da yapabilirsiniz.
📷
9-İZTUZU PLAJI- DALYAN
İztuzu Plajı, Radar Tepesi’nin eteklerinden başlayıp tatlı suyun Akdeniz ile buluştuğu Dalyan Boğazına kadar 5 km kadar yay gibi inen sarı kumlu muhteşem bir tatil cenneti. Sahip olduğu ekosistem ve çevresel özellikleriyle dünyanın tatlı su ile deniz arasında bulunan sayılı plajlarından biri. Ayrıca Caretta Caretta’ların yumurtalarını buraya bırakmasından dolayı Kaplumbağa Plajı (Turtle Beach) olarak da biliniyor. İztuzu Plajında kaplumbağaları korumak için özel kurallar uygulanıyor, kaplumbağaların rahatsız olmaması için 20:00- 08:00 saatlerinde kapatılıyor. Plajda yaralanan kaplumbağaların tedavilerinin yapıldığı bir merkez de yer almaktadır. Doğayla iç içe bir tatil seçeneği olarak tercih edebileceğiniz en güzel sahil şeritleri arasında kendine yer bulan İztuzu Plajını tatil listenize ekleyebilirsiniz.
📷
10-PATARA PLAJI- KAŞ
Hem tarihi hem doğasıyla dünyanın dikkatini çeken patara plajı, keşfetmeniz gereken nadir yerlerden biri. Patara plajında manzaranın tadını çıkarabilmeniz için doğa elinden geleni yapıyor. Bu uzun kumsalda tamamen doğal şekilde oluşan kum tepeleri manzarayı izleyebilmeniz ve benzersiz fotoğraflar çekmeni için size fırsat tanıyor. Bozulmamış yapısı ile doğa severlerin ilgisini çeken patara plajı, aynı zamanda tüm dünyadaki çocukların noel baba adıyla tanıdığı Aziz Nicolas’ın doğum yeridir. Türkiye’nin en uzun kumsalı olarak nitelendirilen bu plajda, deniz kenarında bir yürüyüş yapabilir ve gün batımını izleyebilirsiniz.
📷
11-OLİMPOS-ANTALYA
Antalya’nın Kemer ilçesine bağlı olan Çıralı, Olimpos Beydağları Milli Parkı sınırları içerisinde yer alır. Çıralı muhteşem doğası, temiz denizi, antik kentleri ve caretta carettaları ile gelen misafirlerini hem sakin hem de sıradışı bir yolculuğa çıkarıyor. Sahili son erdiği kuzey tarafında sevimli kaplumbağaların yumurtlama yerleri bulunuyor. Cennet gibi doğası ile görenleri büyüleyen Olimpos, bol oksijenli havasıyla bedeninizi dinlendirebileceğiniz, masmavi sularda dilediğinizce yüzebileceğiniz favori tatil rotanızdan biri olmaya aday. Ceneviz Koyu, Adrasan ve Phaselis koylarına giden tekne turlarına katılabilir ya da Olimpos ve Musa Dağı’nın zirvesinde unutamayacağınız bir günbatımı manzarası izleyebilirsiniz.

Sizlere birazda yurt dışında bulunan ve manzaraları ile büyüleyen plajlarından bahsedelim..

📷
12-BORA BORA -FRANSIZ POLiNEZYASI
Bora Bora, Güney Pasifik’teki bir Fransız denizaşırı toprağı olan Fransız Polinezyası’nda bulunan bir ada. Harika görüntüsü ve ve tertemiz plajları ile turistler tarafından oldukça yoğun ilgi görüyor. Adada iki mevsim yaşanıyor. Kasım ve Nisan aylarında şiddetli yağmur, Mayıs’tan Ekim’e kadar ise sıcaklıkları 25-30 derece arasında seyreden sıcaklıklara yerini bırakıyor. Adadaki konaklama lüks oteller ve Bora’nın “meşhur” denilen denizin ortasındaki bungalov evleri olarak farklı alternatiflerle karşımıza çıkıyor. Adada su altı ve çeşitli dalış etkinlikleri de sizleri bekliyor.
📷
13-PHI PHI ADASI-TAYLAND
Krabi şehrine bağlı olan ada, parçası olduğu takım adalarının en büyüğü ve en kalabalık nüfusa sahip olanıdır. Phi Phi adası 2000 yılında çekilen ve Leonardo Di Caprio’nun başrol oynadığı Kumsal filminde mekan olarak kullanıldıktan sonra ün kazanmıştır. Adanın plajları, tertemiz denizi ve korunmuş doğası Phi Phi Adasına ulusal park statüsü kazandırmıştır. Dünyanın en güzel tropik adalarından kabul edilen Phi Phi Adası, yurtdışı tatilinizde görmeniz gereken rotalardan biri..
📷
14-HYAMS PLAJI-AVUSTRALYA
Avustralya’da Jarvis Körfezi’nde bulunan Hymas Plajı, dünyanın en beyaz kumsalı. Hatta kum öylesine beyaz ki, açık havada güneş gözlüğü takmadan sahilde olmak imkansız. Sahili boydan boya kaplayan kum dünyadaki en temiz kum olarak kabul ediliyor. Eğer Avustralya’ya giderseniz bu kumsalı mutlaka ziyaret etmelisiniz.
📷
15- LA DIGUE- SEYŞELLER
La Digue, Seyşeller’de yer alan ve buranın en büyük adası olan bir bölgedir. Adada yıl içerisinde sıcaklıklar oldukça yüksektir. Bünyesinde bulundurduğu Anse Source d’Argent Grand Anse plajları adanın en önemli plajları arasında yer almaktadır. Ada içerisindeki birçok müze ve çeşitli doğal alanlarla birlikte özellikle evli çiftlerin balayı için tercih ettiği bu tropik cennet görülmesi gereken yerlerden biri.
📷
16- PALAWAN-FİLİPİNLER
Filipinler’in güney batı ucunda yer alan Palawan, ülkenin en büyük adasıdır. Tropikal iklimin etkili olduğu adada sıcaklık 25-32 derece arasında seyretmektedir. Dünyanın sayılı seyahat dergileri tarafından da bir çok kez en güzel ada olarak seçilen bu yer doğayı seven doğaya aşkla bağlı olan insanların tercih etmeleri gereken yerlerden biridir.
📷
17- ONE FOOT ADASI- COOK ADALARI
Cook adalarından biri olan “Tapuaetai” ya da One Foot Adası” büyüleyici bir güzelliğe sahip. Mavinin her tonunu görebileceğiniz adada, palmiyeler, tertemiz bir hava ve bembeyaz kumsallar sizi bekliyor. İsmi ayak izi anlamına gelen bu adaya günübirlik teknelerle ulaşabilir, denizin tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca, Avarua, Akaiami, Muri Beach ve Aora Beach Cook Adalarında görebileceğiniz diğer yerlerden..
📷
18-NAVAGIO PLAJI- YUNANİSTAN
Yunanistan’a bağlı İyonya Denizi’ndeki Zakynthos Adası’nın Kuzeybatısındaki bölgede bulunan kayalıklardan oluşan bir koydur. Yer yüzünün görebileceğiniz en mavi sularıyla çevrili olan bu koy, kaçakçıların terk ettiği bir gemi enkazını da içine bulunduruyor. Görkemli ve altın rengine çalan kumlarıyla kendine hayran bırakırken, on binlerce turiste ev sahipliği yapan harika bir plaja sahip. Yüksek kayalıklı duvarlarla çevirili olan bu koy’a teknelerle ulaşım sağlanıyor. Mutlaka görmeniz gereken yerler listenize eklemelisiniz.
📷
19-CALA DE SANT VICENT-İSPANYA
İspanya’nın İbiza kentindeki Cala De Sant Vicent, geniş kumlu plajı, temiz ve sığ sulara sahip denizi ve sessizliği ile büyüleyici bir yer. Akdeniz’in saklı kalmış cennet plajlarından biri olarak bilinen Cala De Sant Vicent’te sahil kenarında harika bir öğle yemeği yiyebilir, çevresinde bulunan doğal güzelliklere doğru bir yürüyüş yapabilirsiniz.
📷
20-WHITEHAVEN PLAJI-AVUSTRALYA
Avustralya’da bulunan Whitehaven plajı, dünyanın en ünlü plajları arasında yer almaktadır. Kıyı şeridi çok uzun olan bu plaj, berrak beyaz kumlarla kaplıdır. Whitehaven plajını biraz yüksekten bakarsanız ne kadar sığ olduğunu görebilirsiniz. Turisler için birkaç özel kamp alanı bulunmaktadır. Macerayı seviyorsanız eğer Whitsunday Adasındaki heyecan verici su gezilerine katılabilir, kuş gözlemciliğinden detaylı olarak lagünlere bakabilirsiniz. Geniş lagün plajında sakin bir gün geçirebilirsiniz.
Tatil rotanıza ekleyebileceğiniz Mutlaka Görmeniz Gereken Dünyanın Dört Bir Yanındaki Eşsiz Plajlar için bu yazımızı da inceleyebilirsiniz. #holiday #tatil #negibicom #negibi #tatil planı
submitted by NeGibiCom to u/NeGibiCom [link] [comments]


2020.03.19 00:24 karanotlar Biyolojik lrkçılıktan Kültürel lrkçılığa Geçiş

Biyolojik lrkçılıktan Kültürel lrkçılığa Geçiş
https://preview.redd.it/d950gq23min41.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=0da9b17cee7ac60c782fb38db90ba6ff0a566d13
Avrupalılar yüz yıl önce kimi ırkların, bilhassa beyaz ırkın, doğası gereği diğer ırklardan üstün olduğuna kesin gözüyle bakıyordu. 1945 sonrası bu tarz görüşler giderek daha çok kınanmaya başlandı. Irkçılık sadece ahlaken rezil değil bilimsel açıdan da asılsız bulunuyordu. Fen bilimleriyle uğraşanlar, özellikle de genetikçiler Avrupalı, Afrikalı, Çin ve Amerikan yerlileri arasındaki biyolojik farkların göz ardı edilebilir düzeyde olduğuna dair oldukça sağlam kanıtlar ortaya koydu.
Ancak aynı zaman zarfında antropologlar, sosyologlar, tarihçiler, davranış bilimciler hatta beyin üzerine çalışan biliminsanları, insan kültürleri arasındaki bariz farklara dair bol miktarda veri topladı. Nitekim tüm insan kültürleri özünde aynıysa antropolog ve tarihçilere ne diye ihtiyaç duyalım? Ne diye afaki farkları çalışmaya kaynak ayıralım? En azından Güney Pasifik ve Kalahari Çölü’nde düzenlenen pahalı saha çalışmalarını finanse etmeyi bırakıp, Oxford ya da Boston’daki insanları incelemekle yetinmemiz gerekir. Kültürel farklar önemsizse Harvard’daki lisans öğrencileriyle ilgili keşfettiklerimiz Kalahari’nin avcı toplayıcı insanları için de geçerli olacaktır.
İnsanların çoğu, düşünüp taşınınca, cinsel törelerden tutun da siyasi âdetlere pek çok alanda, insan kültürleri arasında kayda değer farklar bulunduğu sonucuna varır. O zaman bu farkları nasıl ele alacağız? Kültürel izafiyeti savunanlar, fark olmasının hiyerarşi olacağı anlamına gelmeyeceğini ve asla bir kültürü diğerinden üstün tutmamamız gerektiğini ifade ediyorlar. İnsanlar değişik şekillerde düşünüp davranabilirler ama bu çeşitliliği bağrımıza basıp tüm inanç ve göreneklere eşit değer atfetmeliyiz. Maalesef bu tür açık görüşlü tutumlar hakikat karşısında ayakta kalamıyor. İnsanların çeşitliliği, mesele yeme içme ve şiir sözkonusu olduğunda şahane bir şey ama kimse cadı diye insanların yakılmasını, bebek katlini ya da köleliği, Coca-Cola kolonyalizmi ve kapitalizmden korunması gereken büyüleyici insan davranışları sınıfına sokamaz.
Ya da farklı kültürlerin yabancıları, göçmenleri ve mültecileri nasıl karşıladığını düşünün. Her kültürün başkalarını kabul etme ölçüsü farklı. 21. yüzyılın başında Alman kültürü göçmenleri Suudi Arabistan kültüründen daha sıcak karşılıyor. Bir Müslümanın Almanya’ya göç etmesi Hıristiyan birinin Suudi Arabistan’a göç etmesinden çok daha kolay. Hatta Suriyeli Müslüman bir mültecinin Almanya’ya göç etmesi muhtemelen Suudi Arabistan’a göç etmesinden daha kolay Almanya, Suudi Arabistan’dan çok daha fazla Suriyeli mülteci kabul etti. Aynı şekilde deliller, 21. yüzyılın başında Kaliforniya’daki kültürün göçmenlere Japonya’dakinden çok daha sıcak baktığını gösteriyor. Bu doğrultuda yabancılara hoşgörü göstermek ve göçmenleri kucaklamak iyi bir şeydir diye düşünüyorsanız, en azından bu konu dahilinde, Alman kültürünün Suudi Arabistan kültüründen üstün, Kaliforniya kültürünün Japon kültüründen daha iyi olduğunu da düşünmeniz gerekmez mi?
Ayrıca iki kültürel norm teoride eşit sayılsa bile, göç gibi uygulamalı bir bağlamda, göç edilen ülkenin kültürünün daha iyi olduğunu düşünmek gerekçelendirilebilir. Bir ülkenin koşullarına uygun düşen norm ve değerler, başka koşullarda o kadar iyi işlemeyebilir. Somut bir örneği mercek altına alalım. Yerleşmiş önyargıların tuzağına düşmemek için iki ülke kurgulayalım. Birinin adı Soğukistan, diğerininki Sıcakya olsun. Bu iki ülkenin pek çok kültürel farkı var. İnsan ilişkileri ve bireylerarası çatışmalar konusunda da tutumları farklı. Soğukistanlılara küçüklüklerinden itibaren okulda, işyerinde ve hatta aile içinde biriyle anlaşmazlığa düştüklerinde bile, en iyisinin duygularını bastırmak olduğu öğütlenmiş. Bağırıp çağırmaktan, öfke emareleri göstermekten ya da diğer insanlara meydan okumaktan kaçınmak gerek; öfkeyle kalkan zararla oturur. En doğrusu insanın duygularıyla başa çıkıp ortamın yatışmasını beklemesi. Bu süre zarfında sözkonusu kişiyle iletişim kurmamalı, karşılaşmak kaçınılmazsa mesafeli ama nazik davranıp hassas konulara hiç girilmemeli.
Sıcakyalılarsa tam tersine çocukluklarından itibaren çatışmaları dışa-vurmayı öğrenmiş. Kendinizi bir anlaşmazlığın ortasında bulursanız konuyu havada bırakıp duygularınızı bastırmayın. İlk fırsatta içinizi dökün. Sinirlenmek, bağırıp çağırmak ve tam olarak ne hissettiğinizi karşınızdakine göstermek normaldir. Meseleler ancak böyle, dürüst ve doğrudan davranarak beraberce çözülür. Yıllarca sürebilecek bir anlaşmazlığa yol açmaktansa bir gün bağırıp çağırarak konuyu çözebilirsiniz ve karşılıklı meydan okumak hiçbir zaman hoş olmasa da sonrasında herkes çok daha iyi hisseder.
Bu iki yöntemin de olumlu ve olumsuz tarafları var ve hangisinin daha iyi olduğunu söylemek zor. Peki ya Sıcakyalı biri Soğukistan’a göç eder ve bir Soğukistan şirketinde çalışmaya başlarsa?
Sıcakyalı ne zaman diğer çalışanlarla anlaşmazlığa düşse, dikkatleri soruna yoğunlaştırıp meselenin çabucak hallolmasına yarayacağını düşündüğünden, masaları yumruklayıp avazı çıktığı kadar bağırıyor. Yıllar sonra üst düzey bir pozisyon boşalıyor. Sıcakyalı gerekli tüm vasıflara sahip olsa da patron Soğukistanlı bir çalışanı terfi ediyor. Niye diye sorulduğunda, “Evet, Sıcakyalının pek çok yeteneği var ama insan ilişkileri çok sorunlu. Çabuk sinirleniyor, gereksiz yere gerginlik yaratıyor ve şirket kültürümüzü zedeliyor,” diye açıklıyor. Bu değerlendirmeden Soğukistan’a göçeden diğer Sıcakyalılar da payına düşeni alıyor. Çoğu ancak düşük mevkilerde çalışabiliyor ya da iş bile bulamıyor çünkü yöneticiler Sıcakyalıların çabuk sinirlenen ve sorun çıkaran insanlar olduğunu varsayıyor. Sıcakyalılar bir türlü üst düzey mevkilere çıkamadıkları için Soğukistan’ın kurumsal kültürünü değiştirmeleri zor.
Aynı şey Sıcakya’ya göç eden Soğukistanlıların da başına geliyor. Sıcakya’da bir şirkette çalışmaya başlayan bir Soğukistanlı kısa sürede burnu büyük ya da soğuk nevale diye nam salıyor ve doğru dürüst arkadaş edinemiyor. İnsanlar kendisini samimiyetsiz buluyor ve temel insan ilişkisi becerilerinden yoksun olduğunu düşünüyorlar. Asla üst düzey bir pozisyona gelemiyor ve bu yüzden de şirket kültürünü değiştirme fırsatı yakalayamıyor. Sıcakya müdürleri, çoğu Soğukistanlının samimiyetsiz ya da utangaç olduğu sonucuna varıyor ve müşterilerle iletişim ya da diğer çalışanlarla yakın işbirliği gerektiren pozisyonlara Soğukistan’ dan gelenleri almayı tercih etmiyorlar.
Bu iki durum da düpedüz ırkçılık gibi görünebilir. Ama burada sözkonusu olan ırkçılık değil “kültürcülük”tür. İnsanlar cephenin başka bir alana kaydığını fark etmeden geleneksel ırkçılığa karşı kahramanca savaşmayı sürdürüyor. Geleneksel ırkçılık sönüp gidiyor ama dünya artık “kültürcülük” taslayanlarla dolup taşıyor.
Geleneksel ırkçılık sırtını biyoloji kuramlarına dayamıştı. 1890’larda ya da 1930’larda Birleşik Krallık, Avustralya ve ABD gibi ülkelerde yaşayanlar kalıtsal bir biyolojik unsurun Afrikalı ve Çinli insanları yapı itibarıyla Avrupalılardan daha az zeki, daha az girişken ve daha az ahlaklı yaptığına inanıyorlardı. Sorun kanlarındaydı. Bu tarz görüşler hem siyasi arenada saygı görüyor hem de bilimsel altyapıyla destekleniyordu. Oysa günümüzde pek çok insan ırkçı beyanlarda bulunsa da bu görüşler hiçbir bilimsel altyapıya sahip değil ve öyle bir siyasi saygı da görmüyor; tabii kültürel terimlerle başka bir şekilde ifade edilmedilerse. Siyahlar genlerinin niteliği düşük olduğu için suç işlemeye eğilimlidir deme modası geçti; artık işlevsiz altkültürlerden geldikleri için suç işlemeye meyilliler demek moda.
Örneğin ABD’de kimi parti ve liderler ayrımcı politikaları açıkça destekleyip sık sık Afrika ve Latin kökenli Amerikalılar ve Müslümanlar hakkında atıp tutuyorlar ama DNA’larında bir sorun var demiyorlar. Sıkıntının kaynağı olarak kültürleri gösteriyorlar. Dolayısıyla Başkan Trump Haiti, El Salvador ve kimi Afrika ülkelerine “bok çukuru” yakıştırması yaparken, belli ki bu yerlerin kültürleriyle ilgili görüşünü beyan ediyor, genetik yapılarına dair bir şey söylemiyordu.2 Trump başka bir seferinde ABD’ye göç eden Meksikalılar hakkında şu şekilde konuşmuştu: “Meksika bize insan gönderdiğinde en iyileri göndermiyor. Bir sürü sorunu olan insanlar gönderiyor ve bu sorunlar buraya taşınıyor. Uyuşturucu getiriyorlar. Suç getiriyorlar. Tecavüzcü bunlar. Sanıyorum bir kısmı da iyi insandır.” Bu çok yakışıksız bir iddia ama biyolojik açıdan değil sosyolojik açıdan yakışıksız. Trump Meksikalı kanı iyilikten nasibini almamıştır demiyor; iyi Meksikalılar Rio Grande’nin güneyinde kalıyor diyor sadece.’
Tartışmanın odağında yine de insan bedeni; Latin Amerikalı bedeni, Afrikalı bedeni, Çinli bedeni var. Ten rengi pek bir mühim. Derinizde fazlaca melanin pigmentiyle New York sokaklarında dolanıyorsanız, nereye gidiyor olursanız olun, polis size şüpheyle yaklaşır. Ama hem Başkan Trump hem de Başkan Obama gibiler ten renginin önemini kültürel ve tarihsel bağlamda ifade eder. Polisin ten renginize şüpheyle yaklaşmasının altında yatan gerekçe biyolojik değil tarihseldir. Tahminen Obama ve benzerleri, polisin önyargısının kölelik gibi olumsuz tarihsel hatalardan kaynaklandığını açıklayacaktır. Trump ve benzerleriyse siyahların suç işlemesini, beyaz liberaller ve siyah toplulukların yaptığı tarihsel hataların olumsuz mirası olarak görecektir. Her iki koşulda da Delhi’den gelmiş Amerikan tarihinden bihaber bir turist bile olsanız bu tarihin yol açtığı sonuçların vebalini çekmek zorunda kalırsınız.
Biyolojiden kültüre geçiş, anlamsız bir teknik dil değişikliği değil. Uygulamaya etki eden kimi iyi kimi kötü sonuçlar doğuran kapsamlı bir geçiş. Öncelikle, kültür biyolojiden daha kolay şekillendirilebilir. Bu bir yandan günümüzde kültürcülük yapanların geleneksel ırkçılardan daha hoşgörülü olabileceği anlamına geliyor; “ötekiler” kültürümüzü benimserse onları kendimizle bir tutarız diye düşünebilirler. Öte yandan, bunun sonucunda “ötekiler” asimile olmaya çok daha fazla zorlanabilir ve başarı gösteremezlerse çok daha sert eleştirilere maruz kalabilirler.
Koyu tenli bir insanı ten rengini açmıyor diye suçlayamazsınız ama insanlar Afrikalıları ya da Müslümanları Batı kültürünün norm ve değerlerini benimsemiyorlar diye suçlayabilirler ve suçluyorlar da. Böyle suçlamaların ille de geçerli bir sebebi olması gerekir anlamına gelmez bu. Çoğu durumda hâkim kültürü benimsemek için pek fazla sebep yoktur ve çoğu başka durumda da gerçekleşmesi neredeyse imkânsız bir hedeftir bu. Yoksulluğun kol gezdiği varoşlardan gelen Afrika kökenli Amerikalılar, hegemonyacı Amerikan kültürüne uyum sağlayabilmek için ne kadar gayret etseler de öncelikle kurumsal ayrımcılığa maruz kalabilir, sonra da yeterince çaba sarfetmemekle suçlanarak çektikleri sıkıntının tek suçlusu kendileriymiş konumuna düşürülebilirler.
Biyolojiden bahsetmekle kültürden bahsetmek arasındaki kilit farklardan biri de Soğukistan’la Sıcakya örneğinde olduğu gibi geleneksel ırkçı bağnazlığının aksine kültürcülük savlarının ara sıra akla yatkın gelebilme-sidir. Sıcakyalılarla Soğukistanlıların gerçekten de insan ilişkilerinin farklı tarzlarda kendini gösterdiği farklı kültürleri var. İnsan ilişkilerinin pek çok iş dalında önem taşıdığını düşünürsek, Sıcakyalı bir şirketin Soğukistanlıları kendi kültürel mirasları doğrultusunda davrandıkları için cezalandırması ahlaken yanlış mıdır?
Antropologlar, sosyologlar ve tarihçiler bu konuda ciddi kaygılar taşıyorlar. Bir yandan tüm bu söylem tehlikeli ölçüde ırkçılığa yakın duruyor. Öte yandan kültürcülüğün ırkçılığa kıyasla çok daha sağlam bir bilimsel altyapısı var ve özellikle beşeri bilimler ve sosyal bilimler alanlarında çalışanlar kültürel farkların varlığını ve önemini reddedemezler.
Elbette bazı kültürcü savları kabul etsek de hepsini kabul etmek zorunda değiliz. Çoğu kültürcü sav üç ortak kusurdan mustariptir. Birincisi, kül-türcüler genellikle yerel üstünlüğü nesnel üstünlükle karıştırırlar. Dolayısıyla Sıcakya yerelinde çatışmaları Sıcakya usulü karara bağlama yöntemi, Soğukistan yönteminden pekâlâ üstün olabilir. Bu durumda Sıcakya’da faaliyet gösteren Sıcakya şirketi, Soğukistanlı göçmenlerin orantısız biçimde cezalandırılmasına yol açacak şekilde, içe kapanık çalışanlara ayrımcılık yapmakta haklı sebeplere sahiptir. Fakat bu Sıcakya yönteminin nesnel üstünlüğe sahip olduğu anlamına gelmez. Sıcakyalılar Soğukyalılardan bazı şeyler öğrenebilir ve durum değişirse, örneğin Sıcakyalı şirket küreselleşip farklı ülkelerde şube açarsa, çeşitlilik birdenbire kıymete binebilir.
İkincisi, net bir ölçüt, zaman ve yer tanımladığınızda kültürcü savlar ampirik açıdan doğru olabilir. Ama insanlar beklenmedik bir sıklıkla çok fazla genel kültürcü iddialarda bulunurlar ve bunlar da hiçbir şey ifade etmez. Dolayısıyla, “Soğukistan kültürü Sıcakya kültürüne oranla ulu orta öfke patlamalarına karşı daha az hoşgörülüdür,” demek mantıklı bir iddia olabilirken, “Müslüman kültürü aşırı hoşgörüsüz,” demek hiç de mantıklı değildir. İkinci iddia oldukça muğlaktır. “Hoşgörüsüz” derken neyi kastediyoruz. Kime ya da neye karşı? Bir kültür, dini azınlıklara ve sıradışı siyasi görüşlere karşı hoşgörüsüzken obezlere ve yaşlılara karşı son derece hoşgörülü olabilir. Ayrıca “Müslüman kültürü” derken neyi kastediyoruz? 7. yüzyıl Arap Yarımadası’ndan mı bahsediyoruz? 16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’ndan mı? 21. yüzyılın başındaki Pakistan’dan mı? Son olarak, ölçütümüz ne? Dini azınlıklara hoşgörüyle bakacaksak ve 16. yüzyılın Osmanlı İmparatorluğu’yla 16. yüzyıl Batı Avrupa’sını kıyaslarsak Müslüman kültürün inanılmaz hoşgörülü olduğu sonucuna varırız. Taliban yönetimindeki Afganistan’la çağdaş Danimarka’yı kıyaslarsak bambaşka bir sonuca varırız.
Ama kültürcü savların en büyük sorunu, istatiksel bir yapıya sahip olmalarına rağmen sık sık bireylere ayrımcılık yapmak için kullanılıyor olmalarıdır. Sıcakya yerlisi biriyle Soğukistanlı bir göçmen Sıcakya’daki bir şirkette açılan aynı pozisyona başvurduğunda yönetici, “Soğukistanlılar soğuk ve çekingendir,” diye Sıcakyalıyı işe almayı seçebilir. Bu istatiksel olarak doğru olsa bile belki sözkonusu Soğukistanlı, Sıcakyalı adaydan daha sıcakkanlı ve girişkendir. Kültür önemlidir ama insanlar aynı zamanda genleri ve kişisel geçmişleri doğrultusunda da şekillenir. Bireyler genellikle istatiksel kalıpları yıkarlar. Şirketin donuk insanları değil de girişkenleri tercih etmesi anlaşılır bir şey ama Soğukistanlıları değil de Sıcakyalıları tercih etmesi mantıklı değil.
Ancak tüm bunlar kültürcülüğü tamamen geçersiz kılmak yerine birtakım kültürcü savları yola getiriyor. Bilimsel bir temeli bulunmayan bir önyargıdan ibaret ırkçılığın aksine, kültürcü savlar bazen oldukça doğru görünür. İstatistiklere bakar ve Sıcakyalı şirketlerin yüksek mevkilerde çok az Soğukistanlı istihdam ettiğini görürsek bunun sebebi ırkçı ayrımcılıktan ziyade akıllıca verilmiş bir karar olabilir. Soğukistanlı göçmenler bu duruma içerleyip Sıcakya’nın göçmenlik şartlarını yerine getirmediğini iddia etmeli mi? Sıcakya şirketleri “pozitifayrımcılık” yaparak Sıcakya’nın asabi iş kültürünü yatıştırma umuduyla daha çok Soğukistanlıyı yönetici konumuna mı getirmeli? Belki de suç yerel kültüre uyum sağlamayı başaramayan Soğukistanlılarındırve Soğukistanlıların çocuklarına Sıcakya norm ve değerleri aşılamak için daha çok ve daha etkili çaba sarfetmemiz gerekiyordur.
Kurmaca âleminden gerçek dünyaya dönersek, Avrupa’da cereyan eden göç tartışmasının hayırla şer arasındaki, sağı solu belli bir savaş olmanın çok uzağında kaldığını görürüz. Tüm göçmenlik karşıtlarına “faşist” yaftası yapıştırmak da tüm göçmenlik taraftarlarının “kültürel intihara” meyilli olduğu sonucuna varmak da doğru olmaz. Bu yüzden göçmenlik meselesi pazarlık edilemez ahlaki bir buyruk hakkında ödün verilmeden sürdürülen bir mücadele şeklinde yürütülmemeli. Standart demokratik prosedürlerle kara-ra bağlanması gereken iki meşru siyasi duruş arasındaki bir tartışmadır bu.
Şimdilik Avrupa’nın, değerlerini paylaşmayan insanlar tarafından sarsılmadan kapılarını yabancılara açık tutabilmesini sağlayacak bir orta yol bulup bulamayacağı meçhul. Avrupa böyle bir yol bulabilirse belki bu formül küresel ölçekte de uygulanabilir. Fakat Avrupa projesi başarısız olursa bu özgürlük ve hoşgörü gibi liberal değerlere inancın dünyanın kültürel çatışmalarını çözmeye ve insanlığı nükleer savaş, ekolojik çöküş ve teknolojik sıçrama karşısında birleştirmeye yetmediğinin göstergesi olur. Yunanlar ve Almanlar ortak bir kadere rıza gösteremiyor ve 500 milyon varsıl Avrupalı birkaç milyon yoksul mülteciyi bünyesinde barındıramıyorsa, insanlığın küresel medeniyeti sarıp sarmalayan çok daha yoğun çatışmaların altından kalkmakta nasıl bir şansı olabilir ki?
Avrupa ve dünyanın tamamıyla daha iyi bütünleşmek ve sınırlarla zihinleri açık tutmakta yardımcı olabilecek şeylerden biri de terörizm kaynaklı histerinin şiddetini azaltmak. Avrupa’nın özgürlük ve hoşgörü alanlarındaki deneyinin abartılı bir terör korkusu sebebiyle dağılması büyük bir talihsizlik olur. Bu durum teröristlerin amaçlarına ulaşmasını sağlamakla kalmaz, bu bir avuç fanatiğin eline insanlığın geleceği hakkında çok ama çok büyük bir söz hakkı verir. Terörizm insanlığın marjinal ve zayıf bir kesiminin silahı. Peki nasıl oldu da böylesi bir şey küresel siyasete yön verir hale geldi?
Yuval Noah Harari
  1. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/biyolojik-lrkciliktan-kulturel-lrkciliga-gecis-yuval-noah-harari/?utm\_referrer=https%3A%2F%2Fzen.yandex.com&utm\_campaign=dbr
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


Bir Gün Hayatınızı Kurtarabilecek 5 İpucu 46 Yok Olan - Tanıtım 1 evde bir günüm Dünyanın En Sıradışı 10 Annesi  Deniz'in Listesi Cüneyt Özdemir, Sadettin Saran'la birlikte boks ringine çıktı - Sıra Dışı Bir Gün 28.01.2018 Pazar Dünyanın En Güzel Kokusu 2 - YouTube Berrak Tüzünataç'la sıra dışı bir sohbet - Sıra Dışı Bir ... sıradan arkadaş grubuyla sıradışı bir gün - YouTube En Sıradışı 19 Haber

Sıradışı Bir Öğretmen: İsmail - Matematiksel

  1. Bir Gün Hayatınızı Kurtarabilecek 5 İpucu
  2. 46 Yok Olan - Tanıtım 1
  3. evde bir günüm
  4. Dünyanın En Sıradışı 10 Annesi Deniz'in Listesi
  5. Cüneyt Özdemir, Sadettin Saran'la birlikte boks ringine çıktı - Sıra Dışı Bir Gün 28.01.2018 Pazar
  6. Dünyanın En Güzel Kokusu 2 - YouTube
  7. Berrak Tüzünataç'la sıra dışı bir sohbet - Sıra Dışı Bir ...
  8. sıradan arkadaş grubuyla sıradışı bir gün - YouTube
  9. En Sıradışı 19 Haber
  10. En Sıradışı - 27 Aralık 2018

Cüneyt Özdemir'in sunduğu Sıra Dışı Bir Gün'e sıra dışı bir oyuncu Berrak Tüzünataç konuk oldu. Tüzünataç'ın yer aldığı projelerden, yolculuklarına ve hayall... Kemal Kılıçdaroğlu’nun amacı artık bu toplumun kendileri dışındaki tüm neferlerinin anlamış olduğu bir şey var. HDP terör örgütü PKK’nın siyasi sözcüsünden de öte bir şey. sıradan arkadaş grubuyla sıradışı bir gün - Duration: 10:05. Ecmel Soylu 200,575 views. ... evde bir gün ve filtre kahve - Duration: 10:04. Ecmel Soylu 72,910 views. Annelik bir kadına bahşedilmiş en büyük hediyelerdendir. Bu videoda bazı sıradışı annelik deneyimi yaşayanları listeledim. Birbirinden garip, ilginç ve bir o... ne diyebilirim ki... . güne puanım 14/10 [email protected] instagram https://www.instagram.com/ecmelsoylu/ Müzik: Bloc by KV https://soundcloud.com/... Türklerin Kartvizit Tasarımında Bir Dünya Markası Olduğunun 11 Kanıtı https: ... Dünyanın En Zehirli 7 Canlısı https: ... Dünyanın En Depresif Ülkesinde 1 GÜN GEÇİRMEK! Bir gün tesadüf eseri sıradışı ve kendi acılarıyla boğuşan bir kadın olan Candan ile tanışır. Yavaş yavaş Hakan'ın hayatına giren Candan, Hakan'la ilginç bir arkadaşlık kurar. Cüneyt Özdemir'in sunduğu Sıra Dışı Bir Gün'e iş adamı ve eski milli sporcu Sadettin Saran konuk oldu. Özdemir sıra dışı bir gün geçirmek için yola çıktı ve ... 46 Yok Olan - Tanıtım Fragmanı Sezonun en güçlü kadrosu, sıradışı bir proje ile Star ekranlarında… “Aç Gözlerini, Yakında Uyanacaksın!” Serdar Akar’ın yönetm... Bir Gün Hayatınızı Kurtarabilecek 5 İpucu. Bu videomuzda hayatınızı kurtarabilecek çok önemli taktikleri derledik, iyi seyirler :)) İzlediğiniz için teşekkürler , abone olmayı ...